Tüm bu kitap boyunca önce radikal Siyonizmin, sonra da onun devlete sızmış halinin Naziler ve benzeri faşistlerle olan ilişkilerini inceledik. Bu ilişkiler kuşkusuz çoğu insan için son derece şaşırtıcı ilişkilerdir. En az bu kadar şaşırtıcı olan bir başka gerçek ise, İsrail yönetimi içinde yer alan bazı radikal çevrelerin, Nazilerle olduğu kadar çağdaş faşistler ile de çok önemli bağlantılar içinde oluşudur. Soğuk Savaş döneminde Üçüncü Dünya'da mantar gibi çoğalan faşist diktatörlük ve cuntalar, İsrail yönetimi içindeki bazı çevrelerle son derece gizli, ama son derece de detaylı ilişkiler kurmuşlardır.
"İsrail yönetiminde etkin olan bu çevrelerin dünyadaki tüm faşist rejim ve örgütleri desteklediği" İsrailli yazar Benjamin Beit-Hallahmi'nin The Israeli Connection: Who Israel Arms and Why? (İsrail Bağlantısı: İsrail, Kimi Neden Silahlandırıyor?) adlı kitabında çok ayrıntılı bir biçimde anlatılıyor. Buna göre, İsrail, dünyanın dört bir yanında baskıcı rejimleri destekleyerek "istikrar"ın korunmasını sağlamıştır. .
İsrail derin devletinin iş birliği yaptığı iki ünlü Güney Afrika diktatörü: Solda İdi Amin ve sağda Bokassa |
İsrail devleti içindeki radikallerin müttefikleri arasında Orta ve Latin Amerikalı faşistler de önemli yer tutar. Bu radikal çevreler, bölgedeki tüm faşist rejim ve örgütlerin, askeri cuntaların, uyuşturucu kartellerinin en büyük destekçisi olmuştur. Benjamin Beit-Hallahmi'ye göre, İsrail bölgede üç büyük rol oynamıştır: Faşist güçlere büyük oranlarda silah sağlamış, onları "eğitmiş" (ki bu eğitim gerilla ve karşı-gerilla yöntemleri, sorgu ve işkence metotları, toplumsal hareketleri bastırma teknikleri gibi konuları içerir) ve de bu faşist güçlere "ilham kaynağı" olmuştur. Hallahmi şöyle diyor.
Latin Amerika orduları her zaman için İsraillilerin sertliğine, acımasızlığına ve verimliliğine hayrandırlar.
İsrail yönetimindeki bazı radikal kesimlerin bölgedeki gizli müttefikleri arasında, Guatemala'da uzun yıllar iktidarda kalan faşist cuntalar vardır. Bu kesimler, bu cuntaların bir numaralı silah kaynağı olmuştur. Ayrıca bu faşist rejimlere toplumsal denetim sağlamaları için de yardım etmiş, Guatemala'nın -adı bile halka korku salan- gizli polisleri bazı İsrailli uzmanlarca eğitilmişlerdir. Bu İsrailli uzmanların yardımıyla Guatemala halkının %80'i "fişlenmiş", bilgisayara aktarılan bu bilgiler, ki bu çevreler bilgisayar sisteminde de Guatemala gizli polisine büyük yardımda bulunmuştur, incelenmiş ve "sakıncalı" kişiler, İsrailliler tarafından eğitilmiş olan "faşist ölüm timleri" tarafından ortadan kaldırılmışlardır.3 Kırka yakın İsrailli uzman Guatemala gizli servislerinde çalışmış, bu uzmanlar, Hallahmi'nin deyimiyle "korkunç sorgulama yöntemleri" öğretmiştir Guatemala gizli servislerine.
Ayrıca, Guatemala rejiminin yaptığı "insan hakları ihlalleri" (yani katliamlar) hakkında Amerikan Kongresi'nde yükselen sesler, İsrail lobisinin Guatemala rejimine büyük destek vermesi sayesinde susturulmuştur. Noam Chomsky, bu konuda şöyle der:
Guatemala'da İsrailli danışmanlar görev yapmaktadır. Korkunç katliamlardan sorumlu olan Guatemala'daki rejim, başarısını, çok sayıda İsrailli danışmanın sağladığı güce borçludur. Guatemala'nın kanlı Lucas Garcia rejimi, İsrail'e model olarak duyduğu hayranlığı açıkça dile getirmiştir.Guatemala'nın hemen güneyindeki El Salvador'un durumu da kuzeydeki komşusundan pek farklı değildir. El Salvador'u yakıp-yıkan devlet terörü Oliver Stone'un ünlü Salvador filmine konu olmuştu. Ülkedeki terör, Chomsky'nin verdiği bilgilere göre "150 bin adet ceset, açlıktan kırılan milyonlar, ırzına geçilmiş sayısız kadın ve işkence görmüş sayısız insan"ı kurban etti.
Ve faşistlerin değişmez müttefiki olan İsrail yönetimindeki birtakım radikaller yine bu devlet terörünün arkasındaydı. 1980'lerde El Salvador ile İsrail arasında "anti-gerilla güvenlik yardımı" hakkında gizli anlaşmalar yapıldı. Salvador Demokratik Devrimci Cephesi temsilcisi Arnaldo Romas, İsrail'in El Salvador'da 50 askeri danışman bulundurduğunu söylemişti. Diğer bazı raporlara göre ise, bu sayı 100'dü Hallahmi'nin yazdığına göre, İsrail askeri uzmanları, Salvador Ordusu'nun gerillalara karşı uyguladığı taktiğin değişmesine ve daha saldırgan ve baskıcı taktikler kullanılmasına öncülük ettiler. Bazı İsrailli akıl hocalarından esinlenen Albay Sigifredo Ochoa, saldırgan bir taktik ustası olarak ün kazandı. İsrail, ülkedeki devlet terörünün en büyük sorumlusu olan ve "ölüm mangaları" adıyla da anılan karşı-istihbarat ekiplerini eğitiyordu. İç İşleri Bakanı yardımcısı Francisco Guerra y Guerra, 1979'da yapılan bir röportajda vahşetleriyle ünlü ANSESAL adlı ölüm mangalarıyla çalışmak üzere İsrailli ajanların Salvador'da istasyon kurduklarını belirtmişti. ANSESAL birliklerinde İsrailliler tarafından eğitilen Roberto D'Aubisson, daha sonra aşırı sağcı ARENA partisini kurdu. D'Aubisson, bu arada ülkedeki devlet terörünü ve faili meçhulleri organize etmeye devam etti.
Benzeri ilişkiler Orta ve Latin Amerika'daki tüm faşist güçler için söz konusuydu. İsrail; Honduras'taki faşist gerillaları Arjantin'deki kanlı askeri cuntayı; Şili'deki işkenceleriyle ünlü Pinochet diktasını; Kolombiya'daki kokain kartellerinin kurduğu terör timlerini silahlandırmış ve askeri eğitimden geçirmiştir.
Benjamin Beit-Hallahmi, The Israeli Connection'da Latin ve Orta Amerika'yı "İsrail derin devletinin uzaktaki gölgesi" olarak tanımlar ve şöyle der:
İsrail Latin Amerika'da sadece dostlar değil, aynı zamanda hayranlar da kazanmıştır. Şili'den General Augusto Pinochet, Guatemala'dan General Romeo Lucas Garcia, El Salvador'dan Roberto D'Aubuisson ve Paraguay'dan General Alfredo Stroessner İsrail hayranlarından birkaçıdır. Nikaragua'daki Anastasio Somoza Debayle de onlar gibidir. Latin Amerika askeriyesinin tümü, İsrail'in sertliğine, vahşiliğine, acımasızlığına ve etkinliğine hayrandır..
Orta Amerikalı generaller genelde İsrail'e hayran olduklarını belirtirler, çünkü gördükleri İsraillileri pratik, etkili ve sert olarak tanımlarlar. İsrail'e hayran oluşlarının en büyük nedeni de, İsrail'i kendi deyimleriyle 'insan hakları saçmalığını umursamayan bir ülke' olarak görmeleridir. Önde gelen aşırı sağcı bir Guatemalalı politikacı bir röportajında 'İsrailliler şu insan hakları meselelerinin işlerini engellemesine izin vermiyorlar' demiştir, 'sen parayı ödüyorsun, onlar (silahları) getiriyorlar. Hiçbir soru sorulmuyor, oysa gringolar hiç de öyle değil'.İsrail'in Latin Amerika'daki en önemli müttefiklerinden biri ise, Nikaragua'daki kontra gerillaları olmuştur. Somoza diktasını halk ve Kilise desteğiyle 1979 yılında yıkarak iktidara gelen Sandinista yönetimine karşı CIA tarafından örgütlenen Kontralar, İsrail derin devletinden silah ve askeri eğitim almışlardır.
İsrail'e karşı düzenlenen bir protesto gösterisinde anlamlı pankart: İsrail bayrağındaki altı köşeli yıldızın yerine gamalı haç yerleştirilmiş. Bu "judeo-Nazi" bayrağın altında ise, "İSRAİL'İN GERÇEK İMAJI" yazılı. |
Gehlen'in İsrail bağlantısına İsrailli yazarlar Dan Raviv ve Yossi Melman, Mossad'ı konu edinen Every Spy a Prince adlı kitaplarında değinirler. Kitapta anlatıldığına göre, Alman Gizli Servisi BND'nin şefi olan Gehlen, Mossad'la çok yakın ilişkiler kurmuş ve onun zamanında iki gizli servis arasındaki iş birliği en üst düzeye çıkmıştır. İsrail derin devleti Gehlen aracılığı ile Alman neo-Nazileriyle yakın ilişkiler kurmuştur. Almanya'daki kontr-gerilla hareketinin adının "Gehlen Harekatı" olması da bir başka ilginç noktadır. Gehlen ve neo-Nazilerle kurulan bu bağlantının İsrail cephesindeki mimarı ise oldukça tanıdık bir isimdir; Şimon Peres.
İsrail'in Avrupa'daki faşist bağlantıları arasında, İtalya'daki ünlü P2 mason locası ve locanın yakın ilişki içinde olduğu kontr-gerilla örgütü Gladio da vardır. Eski Mossad ajanı Victor Ostrovsky, çok yankı uyandıran By Way of Deception (Aldatma Yoluyla) adlı kitabından sonra 1994'te yayımladığı The Other Side of Deception (Aldatmanın Diğer Yüzü)'da, Mossad-P2-Gladio bağlantısından söz eder. Ostrovsky'nin yazdığına göre, Licio Gelli, yani P2 mason locasının ünlü üstadı, "Mossad'ın İtalya'daki müttefiki"dir ve Gelli'nin yönettiği P2 ile yine Gelli'yle yakın ilişkisi olan Gladio Örgütü de Mossad'la ittifak içindedir. Mossad, Gelli-P2-Gladio bağlantılarını kullanarak 80'li yıllarda İtalya üzerinden silah ticareti yapmıştır.
Ostrovsky'nin sözünü ettiği Mossad-Gladio bağlantısı son derece önemlidir ve bizlere başka ülkeler hakkında da önemli bir ipucu vermektedir. Çünkü İtalyan Gladio'su, Soğuk Savaş döneminde NATO ülkelerindeki rejim muhaliflerini ortadan kaldırmak için kurulmuş olan büyük kontr-gerilla ağının yalnızca İtalya'daki koludur. Ve eğer kontr-gerilla ağının İtalya kolu "Mossad'ın müttefiki" ise ve Mossad'la ortak operasyonlar gerçekleştiriyorsa, bu ittifakın kontr-gerillanın diğer ülkelerdeki versiyonları açısından da geçerli olduğunu düşünebiliriz. Nitekim az önce değindiğimiz Alman kontr-gerillası Gehlen'in Mossad ile olan ilişkileri bunun bir örneğidir.
Mossad-kontr-gerilla bağlantısının önemli bir başka örneğini yine Victor Ostrovsky, The Other Side of Deception'da vermektedir.Eski Mossad ajanı, Belçika'daki Gladio ve bu Gladio'nun sivil kanadını oluşturan Westland New Post (WNP) adlı faşist partinin Mossad'la çok yakın ilişki içinde olduğunu anlatır. Buna göre, Belçika Gladiosu'nun Belçika Gizli Servisi içindeki uzantıları ve WNP, 1980'lerin ortalarında bir seri suikast ve bombalama eylemini Mossad'ın yardımı ile gerçekleştirmiştir. Bu "destablizasyon" eylemlerinin amacı, sol çizgiye kaymaya başlayan hükümeti baltalamaktır; Gladio tarafından gerçekleştirilen eylemler solcuların üstüne atılacak ve böylece karşı tarafın arkasındaki halk desteği zayıflatılacaktır. Gerçekleştirilen eylemlerin arasında, Belçika Başbakanı'nın öldürülmesi ve çok sayıda süpermarketin bombalanması vardır. Belçika Gladiosu'nun söz konusu eylemleri gerçekleştirmek için kurduğu gruptan üç kişi 1985'te ülkeyi terk etmek zorunda kalarak İsrail'e kaçmış ve orada Mossad tarafından kendilerine yeni sahte kimlikler sağlanmıştır. Ostrovsky, bu sahte kimlik sağlama işleminin, Mossad ile Belçika aşırı sağı arasındaki gizli anlaşmanın bir parçası olduğunu yazıyor. The Other Side of Deception'da verilen bir diğer bilgi ise "Fransa'daki faşist gruplar ile Mossad arasındaki iş birliği"...
Tüm bunlar, İsrail derin devleti içinde bulunan radikal çevrelerin dünyanın dört bir yanındaki faşist rejim ve örgütlerle gerçekte son derece gizli ancak etkin bir iş birliği içinde olduğunu gösteriyor. Nitekim İsrailli profesör Benjamin Beit-Hallahmi de bu gerçeği vurgulayarak, bu çevrelerin dünyanın dört yanındaki faşistlere "baskının mantığı"nı ihraç ettiğini yazar.
Yeni Masonik Düzen adlı kitabımızda, İsrail'in Üçüncü Dünya faşizmi ile olan bu bağlantısı daha ayrıntılı bir biçimde incelenmektedir.
İsrail derin devleti ve onun gizli ideolojisi olan radikal Siyonizm ile 20. yüzyılda dünyanın dört bir yanında gelişen faşist güçler arasında büyük bir iş birliği olduğunu biliyoruz. Bu durumda faşizmin, içinde bulunduğumuz dönemdeki en güçlü temsilcilerinden biri olan Sırp faşizmi üzerinde de durmak gerekir. Eski Yugoslavya'nın 1991 yılında parçalanmasından sonra, önce Hırvat sonra da Bosna-Hersek topraklarını işgal eden, "Büyük Sırbistan" hedefi için özellikle Bosna-Hersek'te korkunç bir "etnik temizlik" programı uygulayarak 200 binin üzerinde Bosnalı Müslümanı katleden Sırp (Çetnik) saldırganlığı, faşizmin tüm temel vasıflarına sahiptir: Irkçılık, saldırganlık, şiddete tapınma ve kan dökücülük. Buna bakarak, faşizmin neredeyse standart bir özelliği sayabileceğimiz "İsrail yönetimi içindeki bazı radikallerle olan bağlantısı"nın, Sırplar için de geçerli olup olmadığını sorabiliriz.
Bu soruya cevap olabilecek bazı önemli bilgiler, İsrail İbrani Üniversitesi'nden profesör Igor Primorac'ın, Jerusalem Report dergisinin Ocak 1995 tarihli sayısında yazdığı bir makalede ortaya kondu. Primorac'ın yazısı, daha sonra New York'ta yayımlanan 9 Şubat tarihli Jewish Ledger dergisinde yayımlandı. The Washington Report on Middle East Affairs dergisi ise Primorac'ın makalesini Nisan/Mayıs 1995 tarihli sayısında "İbrani Üniversitesi Profesörü, Sırplara İsrail Desteğini Yazıyor" başlığıyla haber yaptı. Primorac'ın makalesinin konusu, Washington Report'un başlığından anlaşıldığı gibi, Bosna-Hersek'te Müslüman katliamı yürüten Sırplar ile İsrail derin devleti arasındaki gizli silah ilişkileriydi.
Felsefe profesörü olan Yugoslav doğumlu Yahudi Igor Primorac, 1980 yılına dek Belgrad Üniversitesi'nde çalışmış ve o yıldan sonra da İsrail'e göç ederek İbrani Üniversitesi'nde akademik kariyerini sürdürmüştü. Jerusalem Report'taki söz konusu yazısında ise eski ülkesi ile İsrail arasındaki gizli ilişkilerden söz ediyordu. Primorac'ın yazdığına göre, Mossad, İsrailli silah tüccarlarını Sırbistan'a uygulanan silah ambargosunu delmeleri için yönlendiriyor ve Sırplara önemli miktarda silah ve cephane yolluyordu. Profesör, İsrail-Sırp bağlantısını ortaya çıkaran bir olayı da aktarıyordu: Uluslararası yardım kuruluşlarına üye olan İsrailli Joel Weinberg, Saraybosna'da iken ilginç bir olay yaşamış ve bunu İsrail'in Kanal 2 televizyonunda anlatmıştı. Buna göre, Weinberg Saraybosna'dayken, bir Birleşmiş Milletler görevlisi, Saraybosna Hava Alanı'na düşen bir top mermisini bir türlü teşhis edememiş ve bir göz atması için Weinberg'i çağırmıştı. Weinberg, mermiye bakar bakmaz üzerindeki garip yazıları tanıdı: Kapsülün üzerindeki yazılar İbraniceydi ve top mermisi de İsrail Ordusu (IDF) tarafından üretilen ve kullanılan 120 mm'lik standart bir mermiydi. Bu mermi uzun süre Saraybosna'nın bombalanmasında kullanılmış ve şehre yapılan insani yardım uçuşları da uzunca bir süre bu bombalamalar nedeniyle sekteye uğramıştı. Weinberg, ayrıca Sırp saldırganların (Çetnikler) İsrail yapımı Uzi silahlar kullandıklarına da defalarca şahit olduğunu söylüyordu.
Profesör Primorac, makalesinde Bosna'daki Sırpların İsrail yapımı silahlar kullandıklarına dair daha bunun gibi pek çok görgü tanığı olduğunu, ancak İsrailli yetkililerin bu gerçeği birkaç kez resmi olarak yalanladıklarını yazıyordu. Primorac'ın makalesinde yer alan bazı satırlar şunlardı:
Hükümetlerinin Sırp yanlısı tutumundan rahatsızlık duyan İsraillilerin tepkisi, en son olarak Sırpların yaptıkları 'etnik temizlik' ve katliamları İsrail silahlarıyla yürüttüklerinin ortaya çıkmasıyla had safhaya ulaştı... İsrail Hükümeti Yugoslavya'nın parçalanmasından bu yana, uluslararası topluluğa ters bir politika izledi. 1991 Sonbaharı'nda, Sırpların Hırvatistan'daki saldırı ve katliamları sürerken, İsrail Belgrad'dan gelen diplomatik ilişki kurma teklifini kabul etti. Ancak BM yaptırımları, Kudüs'te bir Sırp Büyükelçiliği ve Sırbistan'da bir İsrail Büyükelçiliği yapılmasını engelledi. Ama Tel-Aviv'deki 'Yugoslav', yani Sırp Büyükelçiliği BM yaptırımlarından önce açılmıştı ve halen faaliyetlerini sürdürüyor.
Profesör Primorac, "hem Likud'un hem de İşçi Partisi'nin Sırp yanlısı bir çizgiye sahip olduklarına" dikkat çektikten sonra, söz konusu Sırp-İsrail yakınlığının tarihsel arka planından söz ediyordu:
Politikacılarımız II. Dünya Savaşı'na atıfta bulunuyorlar. Bu savaşta Sırpların Yahudilerin yanında yer aldıklarını, Hırvat ve Müslümanların ise Yahudilere karşı Nazilerle iş birliği yaptıklarını iddia ediyorlar. Bu, Yugoslav tarihinin açıkça çarpıtılmasıdır. Ancak yine de bu mantıktan hareketle, bugün de bizim Sırpların yanında yer almamız, onların Müslüman ve Hırvatlara karşı giriştikleri katliamları desteklememiz gerektiği söyleniyor.
Primorac, Sırplarla İsrail derin devletindeki bazı gruplar arasındaki ilişki ile ilgili diğer bazı detaylar da veriyordu. Buna göre, İsrail derin devleti yalnızca Sırbistan'a değil, Bosna'daki katliamı doğrudan yürüten Bosnalı Sırplar'a da silah veriyordu:
Sırplar İsrail'le olan ilişkilerini hiçbir zaman gizlemeye çalışmadılar. Belgrad'daki eski bir Savaş Bakanlığı görevlisi olan Dobrila Gajic-Glisic, 1992'de yayımladığı bir kitabında, 1991 Ekimi'nde, yani Birleşmiş Milletler'in Eski Yugoslavya'ya silah ambargosu koymasından bir ay sonra İsrail ile Sırbistan arasında büyük bir silah anlaşması yapıldığını yazmıştı. Bu anlaşmanın yapıldığı sıralarda Sırplar çoktan Vukovar ve Dubrovnik gibi Hırvat kentlerini bombalamaya başlamışlardı. Aynı sıralarda Yugoslav basınının çeşitli gazetelerinde İsrail ile Sırplar arasındaki silah bağlantıları ile ilgili haberler yayımlandı. 3 Haziran 1993 tarihli European gazetesinde ise, Batılı istihbarat raporlarına dayanılarak, Mossad ile Bosnalı Sırplar arasında yapılan yeni bir silah anlaşmasının varlığından söz edilmişti.
Primorac, tüm bu bilgilerin ardından Sırpları Nazilere benzetiyor ve "II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da yürütülen ilk soykırımın İsrail silahları ile yürütüldüğünü" yazıyordu.
Gizli El Bosna'da: Sırpların Arkasındaki Anti-İslami Enternasyonal'in Bilinmeyen Hikayesi adlı kitabımızda, Sırp saldırganlığının radikal Siyonizm, İsrail derin devleti ve masonlukla olan gizli bağlantıları çok daha ayrıntılı bir biçimde incelenmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder