29 Mart 2010 Pazartesi

"Mesih İsrail'de Yeryüzüne İndi" Yalanıyla Kandırılan Yemen Yahudileri ya da Sihirli Halı Operasyonu


Göçü suni olarak körüklemek için, antisemitizmi ortadan kaldırmak değil, tam tersine her gün bu yolda yeni senaryolar hazırlamak gerekiyordu. Zaten en başından beri, Filistin'e göç, suni bir şekilde yaratılmıştı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de, 1948'den önce, önemli bir doğu cemaati görünümündeki Yemen Yahudilerinin kandırılarak İsrail'e getirilmeleriydi.

O dönemde İsrail'de, Arap işçileri yüksek ücretlerle ziraat, endüstride kol gücü, ev temizliği gibi en yorucu işlerde çalışıyorlardı. Maliyetleri düşürmek ve Arap nüfusunu bölgeden tasfiye etmek için yeni bir formül bulmak gerekiyordu. Nitekim bulunmuştu da... Dünya Siyonist Örgütü (WZO)'ne bağlı olan Yahudi Ajansı'ndan Dr. Thon, henüz 1908'de konuya şöyle bir çözüm getiriyordu:
Sadece doğu Yahudileri, Arapların aldığından daha düşük ücretlerle çalışabilirler. Böylece İsrail'e getirilecek doğu Yahudileri, Siyonizmin 'İbrani el emeği' hedefine yardım edecekleri gibi, Filistin el emeğinin de tasfiye edilmesine yol açacaklar... Eğer Yemenli ailelerin, göç bölgelerine devamlı olarak yerleşmelerini sağlayabilirsek, bir problemi daha çözümlemiş olacağız: Yemenlilerin kızları ve kadınları şu sırada hemen hemen her göçmen ailede hizmetçi olarak çalışmakta olan Arap kadınlarının yerlerini alabilecektir. Araplar ayda 20 veya 25 frank gibi çok yüksek bir ücret alıyorlar.
 1949-1950 yıllarında, "Sihirli Halı Operasyonu" ile 45 bin Yemen Yahudisi, "Mesih İsrail'de yeryüzüne indi" yalanıyla İsrail'e götürüldü. Üstte Yemenli Yahudilerin bu "Sihirli Halı Operasyonu" sırasında İsrail'e kaçırılırken uçakta çekilmiş bir fotoğrafı yer alıyor. Yüzlerde aynı şaşkınlık, endişe ve mutsuzluk... Ne başlarına gelenler, ne de yüzlerindeki ifade bu insanların "kurtarıldığını" doğruluyor.

Evet, teoride soruna çözüm getirilmişti: Yemen Yahudilerinin erkekleri amele, kadınları da hizmetçi olarak, hem de en düşük ücretlerle, en yorucu işlerde çalıştırılacaklardı. Şimdi üzerinde düşünülmesi gereken nokta, bu Yahudilerin İsrail'e göç etmesine nasıl ikna edileceğiydi. Bu sorun da İsrail derin devletinin kirli tarihine yakışacak bir şekilde halledildi.
1910 yılında Yemen'e yalancı bir vaiz gönderildi. Sosyalist Siyonist Warshevki, günün şartlarına uygun biçimde vaftiz edilerek Haham Yavni'éli oldu. Haham Yavni'éli Yemenli Yahudilere, Mesih'in İsrail'de yeryüzüne indiğini müjdeliyor ve İsrail'in üçüncü krallığının Kudüs'te kurulduğunu haber veriyordu. Bu tarihten çok sonra, 1948'de Yemenli göçmenler, 'Sihirli Halı' adı verilen bir operasyonla İsrail'e doğru yol aldıkları sırada uçakta, Ben Gurion'un adına 'David! David! İsrail Kralı' şarkısını söylüyorlardı. Operasyon iki kademede gerçekleştirilmişti. 1948 yılının Aralık ayından, 1949 Martı'na ve 1949 Temmuzu'ndan 1950 Eylülü'ne kadar devam eden taşıma işine 5.5 milyon dolar harcanmıştı.


DR. OSIAS THON: Yemenli Yahudileri yalanlarla İsrail'e götüren kişi.
Sihirli Halı Operasyonu' ile 1948-1949 yılları arasında, toplam 50 bin Yemen Yahudisi İsrail'e transfer edildi. Yemen Yahudileri, işte böylesine kirli bir yöntemle kandırıldı. Ancak dramları daha yeni başlıyordu. Çünkü, "Vadedilmiş Topraklar"da zannettikleri gibi uhrevi ve rahat bir yaşam kendilerini beklemiyordu. Aksine, onları bekleyen, bu toprakların en pis ve angarya işleriydi:
Göçmen Yahudilerin çoğunluğu, ya sanayi ve nakliye işçisi ya da tarımcı oldu. Ve bataklıklar tarıma elverişli hale getirilirken birçok genç bu bataklıklarda yaşamını yitirdi.
İsrail yönetimi içinde yer alan radikal kesimler ilerleyen yıllarda da Yemen'de kalan diğer Yahudileri İsrail'e getirebilmenin yollarını aradı. Yemen'den Vadedilmiş Topraklar'a suni olarak yeni bir Yahudi göçü meydana getirmeyi hedefleyen İsrail ajanları bölgede dolaşıyordu. 21 Ağustos 1982 tarihli Zaman gazetesişunları yazıyordu:
Yemen'de faaliyetlerine devam eden ABD Yahudilerinden Listen Bismirka'nın, Yemen Yahudileri arasında dolaşarak onları İsrail'e göçe teşvik ettiği bildirildi. Eş-Şark ül Evsat gazetesinde yer alan bir haberde, Listen Bismirka'nın Yemen'in dağlık bölgelerinde faaliyet göstererek, öncelikle din adamlarını İsrail'e göçe ikna etmeye çalıştığı ifade edildi. Bu suretle, Yemen Yahudilerinin tamamının İsrail'e göç ettirilmesinin hedeflendiği bildirildi.
Radikal İsrailliler, Yemen'de yürüttükleri bu yeni faaliyetlerinde kısmen başarılı oldular. Ancak yine olan, kandırılan Yemenli Yahudilere olmuş, parlak vaatlerle göçe ikna olan bu Yahudiler, yeni yaşamlarında son derece büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalmışlardır. Zaman, aynı haberinde şöyle ekliyordu:
Yemen'den aldatılmak suretiyle İsrail'e göç ettirilen ailelerin sıkıntı içinde bulunduğu bildirildi. Yemen Hükümeti yetkililerine özel bir mektup gönderen iki Yemenli Yahudi ailesi, burada sıkıntı içinde bulunduklarını belirttiler. Yemen'e dönmek istediklerini kaydeden Yahudi aileler, 'Burada zor durumdayız. Elimizde bulunan 25 bin dolar paramızı ve pasaportlarımızı aldılar. Bize pasaport ve ülkemize dönüş bileti gönderin.' şeklinde dert yandılar.
Yemenli Yahudilerin İsrail'deki yeni yaşamlarında son derece büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldıkları gerçeği, o denli açıktı ki, Yahudi basın organları birer birer konuyla ilgili haberler yaptılar. Fransa'da yayımlanan Tribune Juive dergisinden alıntı yaptığı haberde, Şalom, İsrail'de Yemenli Yahudilerin başına gelenleri şöyle itiraf ediyordu:


Üstte, 1950 Ocağı'ndaki yoğun yağmurlu dönemde 10 bin göçmenin bulunduğu Beth Lid isimli kamptan bir insan manzarası. Bu fotoğraf, Yemenli Yahudilerin İsrail'de yaşadıkları zorlukların bir kesitini çarpıcı bir şekilde yansıtmakta.
Herşey 'Sihirli Halı Operasyonu' ile başlar. 48 bin kişi İsrail'de alelacele kurulan 'Maaborat'lara yerleştirilir. Ama ne yazık ki, bu kamplarda ölüm oranı çok yüksektir. Kötü beslenme şartları, İsrail'e varana kadar yapılan yıpratıcı yolculuk, bunca mülteci karşısında yetersiz kalan sağlık kuruluşları bu acıklı durumun başlıca nedenleridir. 
1949 yılının kışında hüküm süren dondurucu soğuklarda Rosh Hasim Kampı'nda tuhaf sahnelere tanık olunur: Kaybolan bebeklerini arayan anneler ve babalar... Bu senaryo muntazam bir şekilde tekrarlanır. 12-18 aylık bebeklere herhangi bir hastalık teşhisi konur, hastaneye yatırılır ya da ailesinden uzaklaştırılır. İkinci aşamada, aile çocuğun ölümünden haberdar edilir. Ama sadece birkaç aileye bir ölüm belgesi verilir. Dahası, aile çocuğun gömülü olduğu yeri bir türlü öğrenemez. 'Bebek hastalığın bulaşmasını önlemek için hemen olduğu yerde gömüldü' denir, acılı anne babaya...
Bir tanığa göre, çocuğu ne yapıp edip son bir kere görmek için mücadele veren bir anne, çocuğunu hastaneden sapasağlam bir şekilde çıkarmayı başarmıştır. Hastane yetkilileri, 'Kayıtlarda bir yanlışlık oldu' diye, ondan özür dilemekle yetinmiştir. Bundan böyle, 'Maaborat'larda bir söylenti yayılır:

Bebekler hastanelerde kaybolup gidiyormuş. Bu garip şartlar altında kaybolan bebeklerin sayısı 500'ün üzerinde diye tahmin edilir.

10 bin Yemen Yahudisi'nin son derece kötü şartlar altında yaşamaya zorlandıkları, ölüm oranlarının çok yüksek olduğu Beth Lid kampında 1950 Ocağı'nda görüntülenen bir başka manzara.
30 sene sonra, yani 1980'lerde kaybolan yüzlerce bebeğin esrarı çözülecekti. Aynı tarihli Şalom'dan öğreniyoruz:

İsrail basınında bir haber Yemen cemaatini oldukça heyecanlandırdı: 'Bizler 30 yıl önce İsrail'e gelen Yemenli mültecilerin ellerinden alınan çocuklarıyız...' ABD'li aileler tarafından bebeklik çağlarında evlat edinilmiş insanlar, İsrail'de yaşayan Yemen asıllı gerçek ebeveynlerini aramaya koyulmuşlar.
Şalom, yukarıdaki haberinden tam 9 sene sonra, "İsrail'de Yemen Yahudileri Haklarını Arıyorlar" başlığı ile verdiği bir diğer haberde, esrarengiz bir şekilde kaybolan Yemenli bebeklerin hikayesine şöyle devam ediyordu:

Hala yanıtsız kalan ilk soruları şu: Ailelerinden ayrılıp daha 'gelişmiş' ailelerin yanına verilen 613 Yemenli çocuğun akibeti ne olmuştur? Bu çocukların bir yerlerde var olduğu biliniyor, ne var ki İsrail Hükümeti araştırmalara pek yardımcı olmamıştır.

Bu olayı özetlemek gerekirse, İsrail derin devleti içinde yer alan bazı idareciler bir kere daha Yemenli Yahudilere darbe vurmuştur. İlk önce, mutlu bir yaşam sürdükleri Yemen'den kopartılmışlardır. Bununla yetinmeyen bu İsrailli yöneticiler, daha sonra da, bebeklerini de Yemenli Yahudilerin ellerinden almış, "bebeğiniz öldü" yalanıyla bir kere daha onları kandırmışlardır ve bu bebekleri ABD'li Yahudilere yollamışlardır.

İsrailli bazı liderlerin, Yemen Yahudilerine yaptıkları bunlardan ibaret değildir: Yemen Yahudilerinin son derece değerli el yazması binlerce dini kitabı ellerinden alınmış ve bir daha da kendilerine iade edilmemiştir. Birtakım İsraillilerin yaptıkları bu gasp olayı, Yemenlilerin uçaklarla İsrail'e kaçırılmaları sırasında yapıldı. Bu değerli dini kitaplar, uçaklarda fazladan yük oluşturdukları bahanesi ve sonradan iade edilecekleri vaadiyle, Yemenli Yahudilerin ellerinden alındı. Bir müddet sonra da, söz konusu İsrailli yöneticiler, kitapların depolandığı hangarın yandığını, dolayısıyla kitapların da kül olduğunu bildirdiler.

Ancak sonraki yıllarda, Yemenlilere ait bu dini kitaplar, Vatikan'da, British Museum'da, Yeshiva Üniversitesi'nde yeniden ortaya çıktı. Yemenli Yahudiler açısından olayın dramatik bir diğer tarafı da, bu kitapların, İsrailli bazı yöneticiler tarafından açık arttırma ile bir bir satılmaları oldu. Bu İsraillilerin Yemenli Yahudilerden gasp ettikleri dini kitaplar ile ilgili olarak anlattığımız bu skandalı, Şalom, "İsrail'de Yemen Yahudileri Haklarını Arıyorlar" başlığı ile, 27 Kasım 1991 tarihinde okuyucularına haber vermişti.

Ancak Yemenli Yahudilerin yaşadıkları dram tüm bunlarla da sona ermeyecekti. Bazı İsraillilerin Yemen Yahudileri üzerine ürettikleri karanlık politikaların ardı arkası kesilmiyordu. Ne yapıp edip Yemen'deki Yahudilerin tamamı İsrail'e getirilmeliydi.

Radikal bazı İsrail liderleri, Yemen Yahudilerini İsrail'e göç ettirebilmek için yeni bir yöntem denediler. Birdenbire Yemen'deki Yahudilerin dinlerinden ötürü işkence gördükleri ve öldürüldükleriyle ilgili kaynağı belirsiz söylentiler ortaya çıktı. Hatta bu konuyla ilgili, bazı resmi raporlar bile ortada dolaşmaya başladı. Yahudilerin bu şekilde Yemen'de kalarak güvenlikte olamayacakları ve kurtulabilmeleri için de çözümün ancak İsrail'e göç etmek olacağı yolunda kamuoyu oluşturulmak isteniyordu. Ancak ilerleyen günlerde, bir kere daha İsrail yönetiminin kirli tuzağı gün ışığına çıkacaktı. Çünkü bu yanıltıcı propagandanın ardında İsrail derin devletinin parmağı vardı. Söz konusu söylentiler de, raporlar da gerçekleri yansıtmıyordu; hepsi düzmeceydi. İsrail derin devleti açısından son derece güven sarsıcı olan böyle bir olayın gün ışığına çıkması karşısında hemen bir "önlem" alındı: Suç Yemen Yahudilerinin üzerine atıldı; asılsız söylentiler ile düzmece raporların kaynağının aslında Yemen Yahudileri olduğu iddia edildi.

Ancak Yemen Yahudilerinin yapısal özellikleri, uzun bir süredir içinde bulundukları sakin taşra yaşamı, böylesine provokatif, aşamalı bir organizasyonu beceremeyeceklerini gösteriyordu. Üstelik Yemen'de de son derece mutlu bir yaşamları, kurulu bir düzenleri vardı. Dolayısıyla böyle bir şeye ihtiyaçları yoktu.

Nitekim her ne kadar, radikal bazı İsrailliler düzenledikleri kirli göç operasyonunu temize çıkarmak için, bugün Yemen Yahudilerinin İsrail'e gelmeden önce dinlerinden ötürü baskı, işkence gördüklerini ve bu yüzden Yahudilerin kurtarılması için bu operasyonu düzenlemek zorunda kaldıklarını iddia etseler de,Şalom, bu kişilerin bu operasyon "mazeretini" adeta yalanlamakta dır:

Kuzey Yemen'deki 1000-1100 Yahudinin gerçek durumu şöyledir: Dinin tüm gereklerini özgürce yerine getirme hakkına sahipler. Halen Yemen'de açık olan ve kullanılan birçok sinagog mevcut.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder