Buraya kadar incelediklerimizin de gösterdiği gibi, Nazi vahşeti sadece Yahudileri değil, diğer pek çok etnik grubu da hedef almıştır. Bunun temelinde, Hitler'in "Lebensraumpolitik" adı verilen ırkçı teorisi yatar. Bu kavram, "yaşama alanı politikası" anlamına gelmektedir. Kastedilen "yaşama alanı", Alman nüfusu için gerekli olduğu düşünülen yeni topraklardır: Hitler Almanya'nın, Alman milletine yeterli bir toprak oluşturmadığını, Ari ırkın burada "sıkıştığını" ileri sürmüş ve Doğu ülkelerinin topraklarının ele geçirilmesi ve burada Almanlar için yeni bir "yaşama alanı" kurulması gerektiğini iddia etmiştir. Söz konusu yaşama alanları için seçilen topraklar ise, Polonya, Ukrayna gibi Doğu ülkeleridir. Bu ülkelerin genelde Slav kökenli olan halkları, Almanlar için "yaşama alanı" açılması için imha edilecektir.
Nazi dokümanları, sadece Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan "yaşam alanları"nın 75 milyon kişilik bir nüfusa sahip olduğunu ve Nazilerin bu nüfusu 30 milyona indirmeyi hedeflediklerini göstermektedir. Bu 30 milyon, "yaşam alanları"na yerleştirilecek olan Almanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere köle işçi olarak çalıştırılacaktır. Naziler, geriye kalan "fazla" 45 milyon insanı ise daha doğuya sürmeyi veya farklı imha yöntemleriyle öldürmeyi amaçlamışlardır.
1939 ve 1945 yılları arasında savaş haricinde öldürülen Polonyalıların sayısı 6 milyonu aşmaktadır. (Bunların 3 milyonu Yahudi, 200 bini Çingene, kalanı Polonyalı Hıristiyan Slavlardır.)
Polonyalı entelektüellerin neredeyse tümü katledilmiştir. Yugoslavya'da öldürülen sivil sayısı 1.2 milyon civarındadır ki, bu da ülke nüfusunun %9'unu oluşturmaktadır. (Savaş sırasında öldürülen 300 bine yakın Yugoslav asker veya milis bu rakamın dışındadır.)
Sovyetler Birliği en ağır kayıpları vermiştir. 10 Mayıs 1943'e dek Naziler toplam 5 milyon 400 bin Sovyet askerini tutuklamışlardır ve bunların 3.5 milyonu açlıktan, soğuktan donarak, vurularak, asılarak veya toplama kamplarında imha edilerek yaşamlarını yitirmiştir. Almanlar 1944'te Sovyet topraklarından tamamen çekildiklerinde, Ukrayna'nın daha önceden 42 milyon olan nüfusu 27.4 milyona inmiştir ki, bu da 14.6 milyonluk bir fark anlamına gelir. Bu rakam, göçler ve savaş sırasında tutsak alınıp sonradan hayatta kalanlar çıkarılırsa, yaklaşık 7 milyon ölü anlamına gelmektedir. Toplamda Sovyetler Birliği sınırları içinde yaşayan 11 milyon insan , Nazilerin toplu imha ve soykırım politikası neticesinde hayatlarını kaybetmişlerdir.
Sözünü ettiğimiz tüm bu katliamlar hesaplandığında ise, Nazilerin sivil insanlara yönelik katliamları sonucunda, toplam 26 milyon insanın hayatını yitirdiği ortaya çıkmaktadır. Bu 26 milyonun 6 milyonu Yahudi, 750 bin kadarı Çingene, kalan kısmı ise Polonya, Ukrayna, Rusya, Yugoslavya gibi ülkelerde yaşayan Slavlardır.
II. Dünya Savaşı'ndaki tüm can kayıplarının toplamı ise, 55 milyon gibi akıl almaz bir rakama ulaşmaktadır. (Bu rakam sivil ve asker tüm kayıpları içermektedir.)
İşte bu nedenledir ki, bazı araştırmacıların "Yahudi dışlamacılığı" dedikleri yaklaşım, yani Nazi vahşetini sadece Yahudilere yönelik gibi gösteren ve diğer mağdurları göz ardı eden yorum, son derece yanlıştır. Bu yorum, başta belirttiğimiz gibi, soykırım trajedisinden siyasi bir çıkar elde etmeyi amaçlayan radikal Siyonist hareketin bir ürünüdür ve son derece gayriahlakidir. (Bu radikal Siyonistlerin, Nazilerle olan iş birliği de unutulmamalıdır.)
Bizce, soykırım konusundaki doğru yaklaşım, şu temel gerçeklere dayanmalıdır:
Tarihi kaynaklar Nazilerin yalnız Yahudileri değil, daha milyonlarca insanı soykırıma tabi tuttuklarını göstermektedir. Nazi vahşeti nedeniyle yaklaşık 26 milyon insan hayatını kaybetti. Bu 26 milyonun 6 milyonu Yahudiler, diğerleri ise Çingeneler ve Polonya, Yugoslavya, Ukrayna, Rusya gibi ülkelerde yaşayan Slavlardı. |
3) Nazi vahşetinin diğer mağdurları asla unutulmamalı, "Yahudi dışlamacılığı" adı verilen yoruma itibar edilmemelidir. Naziler akıl hastaları, sakatlar, Çingeneler, dindar Katolikler, Polonyalılar, Slavlar gibi pek çok farklı inanç ve milletten insanı da yok etmeye çalışmışlardır. Hepsi aynı şekilde anılmalıdır. Herhangi bir grubun acısı bir diğerinden daha az veya önemsiz değildir.
4) Hiç kimse, soykırımı siyasi amaçları için kullanmaya çalışmamalıdır. Bundan kasıt, özellikle bazı Siyonistler ve İsrail devleti içinde yer alan birtakım radikal gruplardır. Nazilerin 5. 7 milyon Yahudi'yi katletmiş olmaları, Yahudilere başka insanları (örneğin Filistinlileri) katletme hakkı vermez. Soykırım trajedisi, İsrail'in Ortadoğu'da oluşturduğu trajedileri affettirmek için kullanılamaz. Bu şekilde davranmak, soykırımda hayatlarını kaybedenlerin anısına yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.
5) İsrailliler ve dünyanın diğer ülkelerinde olup da radikal Siyonist ideolojiyi benimseyen Yahudiler, "Soykırımın Perde Arkası"ndaki gerçek ile yüzleşmelidirler: Soykırım döneminin radikal Siyonistleri, Naziler ile iş birliği yapmışlardır. Kendi menfaatleriyle uygun düştüğü durumlarda Nazileri el altından desteklemişler, Yahudilerin soykırımdan kurtulmasını ise "Yahudi kanı akması, savaş sonrasında bize gerekecektir" diyerek engellemişlerdir. Bazı dindar Yahudiler veya Yahudi entelektüeller tarafından dile getirilen ve hesabı sorulan bu gerçek, daha açık bir biçimde ortaya konmalı ve tartışılmalıdır.
O takdirde, İsrail yönetiminde yer alan bazı çevrelerin de dünya görüşlerini sorgulamaları ve Filistinlilere yaşam hakkı tanımayan ırkçı bir Siyonizm anlayışı yerine, Filistinlilerle barış içinde yaşamayı öngören barışçıl ve insancıl bir Siyonizm anlayışını kabul etmeleri gereklidir. Ortadoğu barışına giden yol, buradan geçmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder