Baştan beri incelediğimiz gerçeklerin ortaya koyduğu sonuç ise şudur:
Irkçılık din ahlakına uygun olmayan sapkın bir ideolojidir, insanları sürekli felakete sürükler. Din ahlakı ise, hoşgörüyü, sevgiyi, merhameti, affediciliği, kısaca güzel ahlakı emreder. |
Öte yandan antisemitizm gibi diğer ırkçılık örnekleri de (örneğin zenci düşmanlığı vs. gibi) yine İlahi dinlerin dışındaki çeşitli ideoloji ve batıl inanışlardan kaynaklanan sapkınlıklardır.
Antisemitizm ve diğer ırkçılık örnekleri incelendiğinde, bunların Kuran ahlakına tamamen zıt bir düşünce ve toplum modeli savundukları açıkça görülür.
Örneğin antisemitizmin kökeninde nefret, şiddet ve acımasızlık hisleri vardır. (Bu nedenle antisemitler eski barbar kavimlerin putperest dinlerine özenmişlerdir.) Bir antisemit, Yahudi insanların (kadın, çocuk, yaşlı ayrımı olmaksızın) katledilmelerini, işkence görmelerini savunacak kadar zalimdir. Oysa Kuran ahlakı, insanlara sevgi, şefkat ve merhameti öğretir. Müslümanlara, düşmanları olan kimselere karşı dahi adil ve gerektiğinde bağışlayıcı olmayı emreder.
Öte yandan antisemitler ve diğer ırkçılar, farklı etnik kökenden gelen veya farklı inanıştaki insanların barış içinde birarada yaşamalarına karşıdırlar. (Örneğin Alman ırkçısı olan Naziler ve Yahudi ırkçısı olan bazı Siyonistler, Almanlarla Yahudilerin birarada yaşamalarına karşı çıkmışlar, her iki taraf da bunu kendi ırkı adına bir dejenerasyon olarak kabul etmiştir.) Oysa Kuran'da ırklar arasında en ufak bir ayrım yapılmadığı gibi, farklı inançtaki insanların da aynı toplum yapısı içinde barış ve huzur içinde yaşamaları teşvik edilir.
Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır. Onlar hayırdan her ne yaparlarsa, elbette ondan yoksun bırakılmazlar. Allah, muttakileri bilendir. (Al-i İmran Suresi, 113-115)
Allah Kuran'da, iman etmeyen, Allah'ı ve dini tanımayanlar hakkında dahi ayırım yapılmamasını, dine düşmanlık göstermeyenlere iyilikle davranılmasını bildirmiştir:
Allah Kuran'da, iman etmeyen, Allah'ı ve dini tanımayanlar hakkında dahi ayırım yapılmamasını, dine düşmanlık göstermeyenlere iyilikle davranılmasını bildirmiştir:
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüpçıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir. (Mümtehine Suresi, 8-9)
Adalet, Müslümanlara düşman olan kimseler için dahi ayakta tutulması emredilen bir kavramdır:Tüm bu ayetler bir kez daha göstermektedir ki, yalnızca inançları ve ırkları nedeniyle sadece Yahudilere değil hiçbir topluma karşı kin, öfke, nefret veya saldırganlık İslam ahlakına uygun değildir. Bununla birlikte Yahudilerin Hz. İbrahim soyundan olan insanlar olduğu gerçeği de göz önünde bulundurulmalıdır. Hz. İbrahim neslinin yok edilmesine yönelik herhangi bir girişime veya harekete İslam ahlakının müsaade etmesi asla söz konusu olamaz. Bu çok çirkin ve haram olan bir eylemdir. Kuran ahlakına ve sünnete uyan tüm Müslümanlar gibi bizim de böyle çirkin bir hareketi kabul etmemiz veya makul görmemiz mümkün değildir.
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)
Sonuç
1. Görüldüğü gibi, Kuran ahlakı her türlü ırkçılığı ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle Kuran'a tabi olan bir Müslüman asla ırkçılık yapamaz ve insanları belirli bir ırktan oldukları için hakir göremez.
3. Nazizm gibi ırkçı ideolojiler, antisemit felsefeler, kökenleri eski putperest kültürlere uzanan tamamen sapkın ve din dışı öğretilerdir. Bir Müslümanın bu sapkın öğretilere itibar etmesi elbette mümkün değildir.
İşte bizim Yahudilik ve soykırım konularına bakışımız, bu temel kıstaslara bağlıdır.
Nitekim elinizdeki kitap da, bu temel kıstaslara bağlı kalınarak hazırlanmıştır. İlerleyen bölümlerde; hem Nazilerin Alman Yahudilerine karşı uyguladıkları baskılar şiddetle eleştirilmekte, hem de Nazilerin ve bazı ırkçı Siyonistlerin ortak görüşü olan "farklı ırklar birbirleriyle karışmamalıdır" düşüncesinin çok yanlış olduğu izah edilerek "farklı ırk, etnik köken ve inançların birarada yaşaması" kavramı savunulmaktadır.
Dileğimiz, hem Nazizm gibi antisemit ırkçı hareketlerin hem de radikal Siyonizm gibi Yahudiler adına ırkçılık yapan ideolojilerin tarihe karışması ve her ırk ve inancın barış içinde yaşayacağı, adaletin hakim olduğu bir dünya düzeninin kurulmasıdır.
Siyonizm Hakkında Kısa Bir Açıklama
Siyonizm 19. yüzyılın ortalarında, yurtları olmayan Yahudilerin vatan sahibi olmasını savunan bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır. Ancak zaman içerisinde pek çok ideolojide olduğu gibi Siyonizm de dejenerasyona uğramış, bu haklı talep, uygulamada şiddet ve teröre başvuran, aşırı güçlerle ittifak eden radikal bir anlayışa dönüşmüştür. Radikal Siyonizm ise, ırkçı, şoven ve işgalci bir ideolojidir. Temeli sosyal Darwinizm gibi din ahlakına uygun olmayan akımlara dayanmaktadır.
Çeşitli kitaplarımızda olduğu gibi bu kitabımızda da, eleştirilen vatansever Yahudilerin meşru davranışları ve talepleri değil, radikal ve ırkçı bir anlayışa sahip olan bazı Siyonistlerin zihniyetleri ve uygulamalarıdır. Nitekim Nazilerle iş birliği yapanlar da söz konusu radikaller ve bu tehlikeli iş birliğinin neden olabileceği felaketleri öngöremeyen bazı Siyonistlerdir. Ayrıca günümüzde de gerek barış yanlısı İsrail vatandaşları, gerek dindar Yahudiler, gerekse dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan Yahudilerin önemli bir kısmı, hatta ılımlı Siyonistlerin bizzat kendileri radikal Siyonizme karşı çıkmakta, bu ideolojinin ırkçı ve din ahlakına uygun olmayan yorumlarını şiddetle eleştirmektedirler.
Siyonizmin ilk dönemlerinde öne sürülen propagandaların aksine, daha sonra bazı çevreler tarafından şiddet yanlısı bir akıma dönüştürüldüğü, huzur ve güvenliği açıkça tehdit ettiği ve radikal Siyonizmin yalnızca Arapların değil Yahudilerin de büyük kayıplar vermesine neden olduğu yaşanan tarihi tecrübelerle ispat edilmiştir. Tarih, radikal Siyonist ideolojiden vazgeçilmediği müddetçe, Yahudilerin -dolayısıyla da komşularının ve bölgenin- barışa kavuşamayacağını göstermektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, geçmişte yaşanan acı tecrübelerin tekrarlanmaması, Ortadoğu'nun kalıcı barışa kavuşması, Yahudilerin ve Arapların kendi topraklarında huzur ve güvenlik içinde yaşamaları her iki tarafın da, her türlü radikal düşünce ve akımdan vazgeçerek, gerçek din ahlakına yönelmeleri ile mümkündür. Bu kitapta yer alan tarihi gerçeklerin bu yolda önemli bir adım olmasını temenni ediyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder