1 Nisan 2010 Perşembe

Kuran'da Ehli Kitap'ın Durumu


Blog boyunca Yahudilerden, yaşadıkları zulümden ve bazı Yahudilerin de bu zulmün mimarları (Naziler) ile gizli ilişki içinde olduklarından söz edeceğiz. Bu nedenle, bazı ön yargı ve yanlış anlamaları gidermek ve bu konular gündeme geldiğinde doğal olarak akla gelen "antisemitizm" kuşkusunu gidermek için, "Yahudiler ve Yahudilik" konusuna bir Müslüman olarak nasıl baktığımızı açıklamakta yarar var.

Allah, insanların ırklarına, renklerine ve etnik kökenlerine göre değil, asıl olarak ahlaklarına göre değerlendirilmesi gerektiğini bir ayetinde şöyle bildirmiştir:
"Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)

Allah Katında insanlar, dillerine, ırklarına veya cinsiyetlerine göre değil, takvalarına göre üstünlük kazanırlar. Farklı ırkların ve milletlerin olması kültürel bir zenginliktir, savaş ve çatışma amacı değildir.
Ayette bildirilen "tanışmanız için" ifadesi, Allah'ın farklı ırklar veya etnik kökenler yaratmasının hikmetlerinden birine işaret etmektedir: Hepsi Allah'ın kulu olan farklı milletler veya kabileler, birbirleriyle tanışmalı, yani birbirlerinin farklı kültürlerini, dillerini, örflerini, yeteneklerini öğrenmelidirler. Farklı ırk ve milletlerin bulunmasının amaçlarından biri, çatışma ve savaş değil, kültürel bir zenginliktir.

Allah'ın bu ayette ve diğer bazı ayetlerde bildirdiği ahlak ve hükümler, bir Müslümanı ırkçılık yapmaktan, insanları ırklarına göre değerlendirmekten kesin surette alıkoyar. Dolayısıyla bizim de bir Müslüman olarak, Yahudilere veya bir başka ırka karşı sırf etnik kökeninden dolayı olumsuz hisler beslememiz düşünülemez.
Konuya Yahudilerin inandıkları din açısından bakıldığında da, yine Kuran'da bildirilen önemli bir gerçekle karşılaşırız. Yahudiler, Hıristiyanlarla birlikte, Kuran'da Ehli Kitap (kitap sahipleri) olarak anılırlar ve müşriklere (yani putperest veya dinsizlere) göre, Müslümanlara daha yakındırlar. Her ne kadar mevcut Tevrat ve İncil (Kitab-ı Mukaddes) tahrif edilmişse ve Yahudi ve Hıristiyanlar bu tahrifler sonucunda bazı batıl inanış ve uygulamalara sahiplerse de, sonuçta Allah'a, O'nun birliğine inanan ve O'ndan gelen hükümlere tabi olmuş insanlardır.

Kuran'da Ehli Kitap ile müşrikler arasında önemli ayrımlar yapılır. Bu, özellikle de sosyal hayat açısından dikkat çekicidir. Örneğin müşrikler için bir ayette "... ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar" (Tevbe Suresi, 28) diye bildirilmiştir. Çünkü müşrikler, hiçbir İlahi kural tanımayan, hiçbir ahlaki kıstası olmayan, her türlü pislik ve sapkınlığı tereddüt etmeden işleyebilecek insanlardır.

Ancak Ehli Kitap, temeli Allah'ın vahyine dayanan bazı ahlaki kıstaslara, haram ve helal kavramlarına sahiptir. Bunun için Kitap Ehli'nden kimselerin yemeği, Müslümanlar için helal kılınmıştır. Aynı şekilde, Müslüman erkeklere Kitap Ehli'nden kadınlarla evlenme izni verilmiştir. Bu konuyla ilgili ayette Allah şöyle buyurur:
"Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ile sizden önce (kendilerine) kitap verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinmemişler olarak -onlara ücretlerini (mehirlerini) ödediğiniz takdirde- size (helal kılındı.) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğrayanlardandır." (Maide Suresi, 5)
Bu hükümler, Müslümanlar ile Ehli Kitap arasında nikah sonucu akrabalık bağlarının kurulabileceğini, iki tarafın birbirlerinin yemek davetlerine icabet edebileceklerini gösterir ki, bunlar sıcak insani ilişkiler ve huzurlu bir ortak yaşam kurulmasını sağlayacak esaslardır. Kuran'da bu ılımlı ve hoşgörülü bakış tavsiye edilirken, biz Müslümanların aksi bir fikirde olması düşünülemez.
Öte yandan Kuran'da Ehli Kitap'ın ibadet yerleri olan manastır, kilise ve havralar da Allah'ın koruduğu ibadet mekanları olarak bildirilir:
"...Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır." (Hac Suresi, 40)
Müslüman toplumlar tarih boyunca farklı dinlerden ve ırklardan olan insanlara hoşgörü ile davranmışlardır. Tabloda, Fatih Sultan Mehmet'in, Ayasofya'ya girişi görülmektedir.
Bu ayet, her Müslümana, Ehli Kitap'ın mabetlerine saygılı davranmanın ve bu mabetleri korumanın önemini göstermektedir.

Nitekim İslam tarihine bakıldığında da Müslüman toplumlarda Ehli Kitap'a her zaman için ılımlı ve hoşgörülü davranıldığı dikkat çeker. Bu durum özellikle de varisi olduğumuz Osmanlı İmparatorluğu'nda çok belirgindir. Bilindiği gibi, Katolik İspanya'nın hayat hakkı tanımadığı ve sürgün ettiği Yahudiler, aradıkları huzuru Osmanlı topraklarında bulmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethettiğinde kentte hem Hıristiyanlara hem de Yahudilere özgürce yaşam hakkı tanımıştır. Tüm Osmanlı tarihi boyunca da Yahudilere Ehli Kitap olarak bakılmış ve huzur içinde yaşamalarına imkan tanınmıştır.

Avrupa tarihinde görülen ve taassuptan kaynaklanan engizisyon uygulamaları veya ırkçı fikirlerden doğan antisemitizm (Yahudi aleyhtarlığı) İslam dünyasında hiçbir zaman görülmemiştir. Yahudilerle Müslümanlar arasında 20. yüzyılda Ortadoğu'da doğan çatışma ve huzursuzluk ise, bazı Yahudilerin din ahlakına uygun olmayan ve ırkçı bir ideoloji olan radikal Siyonizmi benimsemesiyle olmuştur ki, bunun sorumlusu da Müslümanlar değildir.

Sonuçta, Kuran'ın emirleri doğrultusunda düşünen biz Müslümanların, Yahudilere karşı, dinleri ve inançları nedeniyle de bir husumet beslememiz söz konusu olamaz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder