Siyonizm ile, Yahudi düşmanlığıyla yüklü olan Alman ırkçılığının arasında akrabalık olduğunu söylediğinizde, bunu ilk duyan kişi büyük olasılıkla bunun mantıksal bir çelişki olduğunu düşünecektir. Bu iş birliği, Siyonizmin ırkçı ve radikal yorumlarını savunan kanadıyla Naziler arasındadır. Az önce göz attığımız bilgilerin bize gösterdiği gibi, iki taraf arasında hedef birliği söz konusuydu. Bu Siyonistlerden biri olan Jacob Klatzkin, 1925 yılındaki bir yazısında bu mantığı şöyle açıklamıştı:
Eğer bizler antisemitizmin haklı bir hareket olduğunu kabul etmezsek, kendi milliyetçiliğimizin haklılığını reddetmiş oluruz. Eğer bizim halkımız kendi öz kimliğini korumak ve kendine ait yaşam tarzını sürdürmek istiyorsa, o halde aralarında yaşadığı uluslar içinde bir yabancıdır. Dolayısıyla, kendi ulusal bütünlüklerini korumak için bize karşı savaşmak onların hakkıdır... Bize düşen görev, Yahudilerin sosyal haklarını azaltmak isteyen antisemitlere karşı mücadele etmek değil, Yahudilerin sosyal haklarını artırmak (dolayısıyla onları asimile etmek) isteyen dostlarımıza karşı mücadele etmektir.Radikal Siyonizmin antisemitizme olan sempatisi, kuşkusuz en başta bu hareketin beyni olan Dünya Siyonist Örgütü (World Zionist Organization, WZO)'nün bazı saflarında yaygındı. WZO'nun Herzl'den sonraki ikinci lideri olan Chaim Weizmann -ki daha sonra İsrail'in ilk Devlet Başkanı oldu- antisemitizme olan sempatisini sık sık vurgulamıştı. 1912 yılında Alman Yahudilerine yaptığı bir konuşmada "her ülke, eğer mide ağrıları çekmek istemiyorsa, ancak belirli sayıda Yahudi'yi hazmedebilir" demiş ve eklemişti; "Almanya'nın zaten gereğinden çok fazla Yahudisi var". 1914'de İngiliz Dış İşleri Bakanı Lord Balfour'la yaptığı bir söyleşi sırasında ise şöyle demişti: "Kültürel antisemitlerle tamamen aynı fikirdeyiz. Bizce de 'Musevi inancına sahip Almanlar' kavramı son derece rahatsız edici, demoralize edici bir fenomendir."
WZO'nun bazı kesimlerinde hakim olan bu düşünce yapısı, örgütün Almanya kolu olan Almanya Siyonist Federasyonu (Zionistische Vereinigung für Deutschland ZVfD)'ndaki bazı kimseler tarafından da paylaşılıyordu. ZVfD, o yıllarda Almanya'daki iki büyük Yahudi örgütünden biriydi. Yahudi İnanışına Bağlı Alman Yurttaşları Merkez Birliği (Centralverein CV) ise asimilasyonist Yahudilerin kurduğu diğer Yahudi örgütüydü. ZVfD ve CV doğal olarak pek çok konuda anlaşamıyorlardı. Birisi Yahudilerin bir ırk, diğeri ise yalnızca dini bir cemaat olduğu inancındaydı.
Dünya Siyonist Örgütü lideri Chaim Weizman ve İngiltere Dış İşleri Bakanı Lord Balfour |
Blumenfeld, Brenner'ın ifadesiyle "Almanya'nın Ari ırka ait olduğunu ve bir Yahudinin Almanya'da resmi bir görev almasının bir başka halkın işlerine tecavüz olduğunu savunan antisemit görüşü tamamen kabul ediyordu."
Sözünü ettiğimiz Alman antisemitleri, Nazilerdi elbette. Naziler 1920'li yılların hemen başında Alman sokaklarında görünmeye başlandılar. Hitler, etrafına topladığı eğitimsiz, saldırgan, psikolojik yönden dengesiz, ırkçı, sadist ve zorba çapulcularla birlikte bu yıllarda ünlü Birahane Darbesi'ni denedi. Sokak gücü olarak kurulan SA'lar (Sturm Abteilung-Yıldırım Kıtaları) siyasi muhalifleri hedef almaya başladılar.
İşte Nazi hareketinin doğduğu bu yıllarda, Nazi- radikal Siyonist iş birliği de başladı. Radikal Siyonistler, az önce değindiğimiz gibi, Naziler ve benzeri antisemitlere sürekli yakınlaşmaya çalışıyorlardı. Hitler de karşı tarafa anlamlı mesajlar gönderdi. Nazi önderi, Francis Nicosia'nın da dikkat çektiği gibi, 1920'lerin başında Yahudi sorunu ile ilgili olarak yaptığı konuşmaların tümünde, çözümün yalnızca Yahudilerin Almanya dışına transfer edilmesi ile mümkün olabileceğinden söz etmişti. Hitler'in bu çizgisi, Yahudilere sokak saldırıları (pogromlar) düzenlemekten başka bir şey bilmeyen kaba ve cahil antisemitlerden oldukça farklıydı. 6 Nisan 1920'de Münih'te yaptığı bir konuşmada, Yahudi cemaatine karşı bir pogrom kampanyası başlatmaktansa, nasyonal sosyalizmin tüm enerjisini Yahudilerin Almanya'dan çıkarılması için kullanması gerektiğinden söz etmişti. Hatta bunun nasıl yapılabileceği konusunda da açık bir mesaj veriyordu. "Gerekirse bunun için şeytanla iş birliği yaparız" diyordu. Bununla, elbette ki ırkçı Siyonistlerle ittifakı kastetmişti. 29 Nisan'da yaptığı bir konuşmada ise, aynen şöyle diyordu: "Son Yahudi Almanya'dan çıkartılıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz."13 Nazi lideri, 16 Eylül 1919 tarihli bir mektubunda ise şunları yazıyordu:
Nazi ideoloğu Alfred Rosenberg, Almanya'daki Yahudileri ülkeden çıkarmak için Siyonistlerle iş birliği yapma gereğinden henüz 1920 yılında söz etmişti. |
Duygusal dürtüler üzerine kurulu olan antisemitizm, kendisini her zaman için pogromlar yoluyla ifade edecektir. Oysa, rasyonel bir antisemitizm, Yahudilere verilen sosyal hakların iptali ve Yahudilerin ülkeden çıkarılması için planlı ve sistemli bir program uygulamak zorundadır.Hitler'in sözünü ettiği Yahudilerin Almanya dışına çıkarılması işlemi, Nazilerin en önemli ideoloğu Alfred Rosenberg tarafından da hedef olarak belirlendi ve en önemlisi, Rosenberg bu iş için radikal Siyonizmle iş birliği yapılması fikrinin mimarı oldu. Nazi ideoloğu, henüz 1919 yılında yayınladığı Die Spur'da "Siyonizm, Almanya'daki Yahudilerin ülke dışına çıkartılarak Filistin'e gönderilmesi için aktif şekilde desteklenmelidir" diye yazmıştı.15 Lenni Brener kitabında konuyla ilgili olarak, "Rosenberg'in, Almanya'daki Yahudilerin toplumdan izole edilmesi ve ikinci aşamada da Filistin'e yollanması için radikal Siyonizmle iş birliği yapma görüşünün Nazilerin iktidara gelişi ile birlikte gerçek bir ittifaka dönüştüğünü" söyler.
Gerçekten de öyle oldu. Koyu bir Alman ırkçılığı ve ona bağlı bir antisemitizmle yoğrulmuş olan Nazi hareketi, bilindiği gibi 1929 ekonomik krizi, Weimar Cumhuriyeti'nin zayıflığı ve Alman toplumunun sosyo-psikolojik durumu gibi faktörlerin birleşmesiyle önce siyasi gündemin merkezine sonra da 1933 yılında iktidara oturdu. Nazilerin bu zaferi, bazı Siyonistleri sanki kendileri iktidara gelmiş kadar sevindirmişti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder