Toplu olarak yurtlarından çıkarılan Yahudiler, tıka basa dolu yük trenleriyle ölüm kamplarına taşınıyorlardı. |
Nazilerin tutukladıkları insanları toplama kamplarına taşımak için kullandıkları trenler de ayrı bir işkence aracı olmuştur. Küçük bir yük vagonunun içine kadın, erkek, çocuk, yaşlı onlarca insan tıka basa sokulmuş, üzerlerinden kapılar kilitlenmiş ve günler süren yolculuk boyunca su ve yemek verilmeksizin, hava almalarına dahi fırsat tanınmaksızın yolculuk sürdürülmüştür. Birkaç dakika bile bulunmanın insana büyük bir sıkıntı vereceği bu ızdırap ortamında, çok sayıda insan açlık, susuzluk ve nefes darlığından ölmüştür. Diğerleri, en sevdikleri yakınlarının cesetleri hemen yanlarında olduğu halde hiçbir şey yapamadan yolculuğa devam etmek zorunda kalmışlardır.
Bu korkunç şartları yaşayan bir görgü tanığının ifadeleri, Nazi vahşetini tüm detaylarıyla gösterir:
"Polisler, silahlarını sırayla savurup ateşleyerek, hala daha fazla insanı, zaten dolmuş olan arabalara sıkışmaya zorluyorlardı. Silah sesleri devam ediyor, büyük kalabalık öne doğru itiliyordu. Trene en yakın olanlar dayanılmaz bir baskı altında eziliyorlardı. Öndeki bu insanlar, üstlerinde tüm ağırlığı hissettiklerinden çaresiz durumdaydılar ve destek için saçlarını, giysilerini çekiştiren, boyunlarını, yüzlerini, omuzlarını çiğneyen, kemiklerini kıran, bağırıp çağıran insanlara acı dolu inlemelerle karşılık veriyorlardı. Vagonlar, normal kapasitelerini çoktan aşmış olmalarına rağmen, birçok adam, kadın ve çocuk bu şekilde binebiliyorlardı. Daha sonra polisler, demir parmaklıklardan neredeyse fışkıracak, sıkıştırılmış insanların yüzüne kapıları kapattı.
Almanlar, hayvan vagonlarına 120 Yahudi'yi balıklar gibi sıkıştırmadan evvel, her vagonu 7 cm kalınlığında yakıcı kireçle kaplıyorlardı. Normalde, yapı işlerinde kullanılan bu kireç, tene değdiği anda yakıyordu. Bu yüzden, yüzlerce Yahudi daha Belzec'e gelmeden önce ölmüştü bile...
Pek çok insan daha kamplara gelmeden, trenlerde ezilerek veya havasız kalarak can veriyordu. |
"Vagonların tabanı, kalın, beyaz bir tozla kaplıydı. Bu, sönmemiş kireçti. Kirece temas eden çıplak deri, hemen su kaybedip yanıyordu. İçerdeki insanlar, gerçek anlamda yandıklarından çoktan ölüyorlardı. Kemiklerin etrafındaki et, eriyip gidiyordu. Kireç de, cesetlerin hastalık yaymalarını önlüyordu.
Her bir kompartmanda iki kova bulunurdu. Birinde su vardı. Diğeri ise, mümkünse, ayaklarla itile itile tuvalet olarak kullanıldı.Bu şartlarda günlerce süren yolculuktan sonra varılan yer ise Auschwitz, Treblinka, Majdanek, Belsen gibi korkunç ölüm kamplarıydı:
Almanlar, "Los scnell! Los schnell!" diye bağırıyorlardı. "Çabuk olun, çabuk olun!" Bir yandan da bizlere sopalarla ve tüfeklerle vuruyorlardı. Merdiven veya rampa olmadığından, trenden 1-1.5 metre yukarıdan atlayarak çıkıyorduk. Hemen yanımızda bekleyen Alman askerlerinin tekmelerinden kurtulmak için de çarçabuk ayağa kalkmaya çabalıyorduk. Açlıktan ölüyorduk, susuzduk ve çok zayıf düşmüştük. Yine de, vagonlar boşaldıklarında, çalışma kampına doğru 2 kilometre boyunca koşturulduk. Bazı kişiler, korkudan, bazıları ise rahatlamadan dolayı ağlıyordu. Kendimizi o kadar kaptırmıştık ki, manzarayı fark etmemiştik bile. Kampa ulaştığımızda, tüm grup sessizliğe büründü. Bakıp, dikkatlice dinledik. Tüm alan, inanılmaz sessizdi. Karşımızda duran kampa ölüm sessizliği hakimdi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder