1 Nisan 2010 Perşembe

Radikal Siyonizm ve Nazizm'in İdeolojik Akrabalığı


Herzl'in Yahudilerin asimilasyon sürecini durdurmak ve tersine çevirmek için antisemitlerle ittifak yapma teorisi, onu izleyen bazı Siyonistler tarafından Avrupa'nın, hatta dünyanın farklı ülkelerinde bulunan ırkçılara karşı kullanıldı. Ancak bunlar içinde en önemli olanı kuşkusuz Alman ırkçılarıdır. Nazi hareketinin öncüleri olan Alman ırkçıları, hem siyasi güçleri hem de ideolojik katılıkları sayesinde radikal Siyonistlerin aradıkları müttefik modeline tamamen uyuyorlardı. İki taraf arasındaki ideolojik paralellik ise doğrusu oldukça çarpıcıydı

Yüzyılın başından itibaren Dünya Siyonist Örgütü (WZO) tarafından sürekli olarak tekrarlanan Filistin'e göç çağrısı, ancak çok az sayıdaki Yahudi'den kabul gördü. Avrupa Yahudilerinin önemli bir bölümü asimilasyon sürecine dahil olmuşlardı ve rahat evlerini bırakıp sonu belli olmayan bir maceraya atılmak istemiyorlardı. Gidenler, dini ya da ulusal duyguları güçlü olan idealist Yahudilerdi. Üstte, WZO lideri Chaim Weizmann, Filistin'e gitmek üzere olan bir grup genç ve idealist Yahudi göçmen ile birlikte.

Kendisini anti-Siyonist bir Yahudi olarak tanımlayan Amerikalı tarihçi Lenni Brenner, Zionism in the Age of Dictators (Diktatörler Devrinde Siyonizm) adlı kitabında, radikal Siyonistler ile antisemitler arasındaki ittifakın bilinmeyen tarihini gözler önüne serer. Brenner'ın vurguladığı gibi, söz konusu Siyonistler ile antisemit ırkçılar arasındaki yakınlık, daha Siyonizm hareketinin ilk yıllarında kendini göstermeye başlamıştır. Örneğin Siyonist hareketin Herzl'den sonra ikinci adamı olan Max Nordau, 21 Aralık 1903 günü Fransa'nın ünlü antisemiti Eduard Drumont ile bir söyleşi yapmış ve biri Yahudi, diğeri de Fransız şovenizmini temsil eden bu iki ırkçı arasındaki konuşmalar, Drumont'un La Libre Parole adlı antisemitik gazetesinde yayınlanmıştır. Nordau şöyle demektedir: "Siyonizm bir din değil, tamamen bir ırk sorunudur ve bu konuda hiç kimseyle Bay Drumont ile olduğum kadar fikir birliği içinde değilim".

Brenner'ın kitabın başında dikkat çektiği konulardan biri, Alman ırkçıları ile radikal Siyonistler arasındaki ideolojik paralelliktir. Buna göre, I. Dünya Savaşı öncesinde Alman entelektüel çevrelerinde hızla yaygınlaşan Blut und Boden (Kan ve Toprak) fetişizmi, ırkçı Siyonistlerin iddialarıyla tam bir uyum içindedir. Bu ideolojiye göre, Alman ırkı kendine has bir kana (Blut) sahipti ve kendine ait bir toprak (Boden) üzerinde yaşamalıydı. Yahudiler Alman kanından değildiler, Alman halkının (Volk) bir parçası olamazlardı ve dolayısıyla Alman toprakları üzerinde yaşamaya hak sahibi değillerdi. Brenner'ın vurguladığı gibi, ırkçı Siyonistler Blut und Boden ırkçılarının tüm argümanlarını içtenlikle desteklemişlerdi. Radikal Siyonistlere göre de Yahudiler Alman halkının (Volk) bir parçası değildi, dolayısıyla Alman kanıyla karışmamalı, yani Almanlarla evlenmemeliydiler. Yapmaları gereken en doğru şey ise, kendi öz topraklarına (Boden) dönmekti; yani Filistin'e.

Kuşkusuz bu Siyonistler Alman ırkçılığının iddialarını paylaşırken, antisemitizmi de onaylamış oluyorlardı. Çünkü madem Yahudiler Alman halkının bir parçası değillerdi, Alman ırkçıları Yahudileri tecrit etmek istemekte haklıydılar, onları sürmek istemekte de haklıydılar. Radikal Siyonist düşünceye göre, antisemitizmin varlığı, Yahudilerin kendi suçuydu. Kendilerine ait olmayan bir toprak üzerinde ısrarla yaşayarak, kendilerine yabancı bir ırka karışmaya çalışarak Yahudiler, kendileri antisemitizmi kışkırtıyorlardı. Suç antisemitlerin değil, asimile olan Yahudilerin suçuydu. Yıllar sonra Chaim Greenberg adlı bir radikal Siyonist, Jewish Frontier adlı Siyonist yayın organında bu ilginç mantığı şöyle özetleyecekti: "İyi bir Siyonist olmak için bir parça antisemit olmak gerekir"...

Lenni Brenner bu konuda şöyle diyor:
Eğer bir insan ırk saflığı kavramına inanıyorsa, bir başkasının ırkçılığını reddedemez. Ve eğer bir ırkın ancak ve ancak kendi geleneksel vatanında rahat edebileceğini düşünüyorsa, başkalarının da kendi toprakları üzerindeki 'yabancı' ırkları temizlemesine karşı çıkamaz. 
Naziler ve radikal Siyonistler arasındaki ideolojik akrabalığa Texas Üniversitesi'nde çalışan Amerikalı tarih profesörü Francis R. Nicosia da The Third Reich and the Palestine Question (III. Reich ve Filistin Sorunu) adlı kitabında değinmektedir. Nicosia'ya göre, radikal Siyonistler yalnızca Nazilerle değil, onların öncüleri olan 19. yüzyıl ırkçıları ile de büyük bir ideolojik yakınlığa sahipti. Arthur de Gobineau bunlardan biriydi. 1902 yılında, Dünya Siyonist Örgütü (WZO) tarafından yayınlanan Die Welt gazetesinde, Gobineau'nun düşüncelerini öven ve onun Yahudilerin ırk saflığına olan hayranlığını saygıyla karşılayan yazılar yayınlanmıştı. I. Dünya Savaşı öncesi dönemde, önde gelen bazı Siyonistler Elias Auerbach ve Ignaz Zollschan, Gobineau ve Houston S. Chamberlain gibi ırkçı felsefecilerin teorilerinin ateşli savunucuları olmuşlardı.

Francis Nicosia, antisemitlerin Siyonizme olan sempatilerine de dikkat çeker. Durum öylesine ilginçtir ki, antisemitler henüz 19. yüzyılın başlarında, yani siyasi Siyonizmin aktif biçimde var olmadığı bir sırada Avrupa Yahudilerinin Filistin'e transferini, yani Siyonizmi savunmuşlardır. Faşizmin öncüsü sayılan ırkçı Alman düşünürü Johann Gottlieb Fichte bunlardan biridir. Alman Volksgeist'ının (ulusal ruh) sağlamlaştırılması için başta Yahudiler olmak üzere tüm azınlıkların temizlenmesini savunan Fichte, Yahudilerin Almanlar ile aynı sosyal haklara sahip olmalarını bir felaket olarak görmüş ve Yahudi sorununun tek çözümünün de bu ırkın topluca Filistin'e transfer edilmesi olabileceğini yazmıştır. Fichte'nin bu düşünceleri, yüzyılın sonlarında hızla çoğalan takipçileri tarafından da aynen benimsenecektir. Eugen Dühring, bunlardan biridir.

Antisemitlerin Siyonizme olan bu sempatisi, I. Dünya Savaşı sonrası Almanya'da (Weimar Cumhuriyeti döneminde) de devam etmiştir. Nicosia, Weimar Cumhuriyeti'ndeki; Wilhelm Stapel, Hans Blüher, Max Wundt ve Johann Peperkorn gibi önde gelen antisemitlerin, Siyonizmin Yahudi sorunu için en iyi çözüm olduğu yönündeki düşüncelerine dikkat çeker.
Burada bir noktanın açıklığa kavuşturulması gerekir. Siyonizm, yalnızca Filistin'e göç etmek isteyen Yahudilere destek ve yardımcı olan bir akım olarak değerlendirildiğinde, bu durumda bir olağanüstülük yoktur. Bu amaçla yola çıkan bir grubun desteklenmesi de olağan kabul edilebilir. Ancak antisemitler ve radikal Siyonistler arasındaki iş birliği çok tehlikeli planlar ve hedefler içermektedir. Öncelikle her iki grup arasındaki ortak nokta, din ahlakına hiçbir şekilde uygun olmayan, ırkçılıktır. Bu iki grup birbirini ırkçı amaçlar doğrultusunda desteklemiş, bunun için gerektiğinde şiddete başvurmaktan kaçınmamışlardır. Radikal Siyonistlerin hedeflerine ulaşabilmek için destekledikleri aşırı grupların uygulamalarından en çok mağdur olan da yine kendi soydaşları olmuştur. Ve ırkçı Siyonistler bu mağduriyeti çoğu zaman görmezlikten gelmişler, hatta ilerleyen tarihlerde - kitabın diğer bölümlerinde ele alınacağı üzere- kendileri bizzat mağduriyetin kaynağı olmuşlardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder